MUHTESİB KİMDİR?

       Muhtesib Nedir?

      “Muhtesib” kelime anlamı ile “hesaba çeken, sorgulayan” demektir.

      Tüm isimleriyle.. El-Hasib esmasıyla herkese yeten, insanların yaptıklarını koruyup hesaba çeken Yüce Allah (C.C.) Kur’an-ı Kerim’de Ali İmran Suresi’nin 110’uncu Ayeti’nde şöyle buyurmaktadır: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız..."

       “Kötülükten sakındırmak, iyiliği teşvik etmek” düsturu doğrultusunda “Muhtesib”in Hakk adına halk adına üstlendiği işlev, Peygamber (S.A.V.)’in; “Günâh işleyeni gören, eli ile mâni olsun. Buna gücü yetmezse, dili ile mâni olsun.” Buyruğunu anlatan ve günümüz sıkıntılarının da çözüm mantığını içeren bir büyük hadis-i şerife dayanmaktadır.

      Muhtesib, İslam Devleti içinde ciddi bir konuma sahiptir. O, önemi çağları aşan ve bir büyük sistemi temsil eder. İhtisab sistemi olarak adlandırılan bu sistemin içinde hisbe teşkilatı yer almaktadır.

      En büyük otorite adına üst düzeyde muhtesib tarafından temsil edilen bu teşkilatlanmanın hedefi ise kamu düzeninin sağlanması ve adaletin tesisidir ve hem iktisadi, hem de sosyal hayata yön vermek üzere kurgulanmıştır.

       Muhtesib Kime Denir?

      İhtisab’ın kelime anlamı “Hesaba çekmek, sorgulamak”tır. İşte İslam ve Osmanlı Devletinde bu önemli görevi resmen yerine getiren kişi “muhtesib”dir.

      Emr-i ma'rûf ve nehy-i münkeri el ile yapmak muhtesib gibi idarecilere, dil ile yapmak din adamlarına, kalp ile yapmak ta her Müslüman’a farzdır.

      Bu anlamda her Müslüman kendi boyutunda bir muhtesibdir denilebilir.

       İlk Muhtesib Kimdir?

      Muhtesibin İslam Devleti’nin daha ilk yıllarında Asr-ı Saadette ve her yönüyle aynı kaynaktan beslenmiş şanlı Osmanlı’daki uygulamaları tarihten günümüz dünyasına ve geleceğine vurulmuş bir damgadır.

      İhtisab müessesesinin temeli Hz. Peygamberin, Allah Resulü(S.A.V.)’nün, Hz. Ömer (R.A.)’i, Medine muhtesipliğine atamasıyla atılmıştır.

      Meşhur Medine çarşısı’nın düzeni, Allah C.C.’nin “celal” sıfatının bir tecelligahı olan, ismi “adalet” kelimesiyle birlikte anılan eşsiz Sahabe Hz. Ömer (R.A) ve onun görevlilerince sağlanmıştır.

      Prof. Dr. Ziya KAZICI, Hz. Ömer (R.A.)’le birlikte Şifa Bint-i Abdullah (R.A.)’ın da “muhtesib”lik yaptığını bildirmektedir.

      Bir hanımın Hz. Peygamber (S.A.V.) tarafından kötülükten sakındırmak gibi çetin bir görev için görevlendirilmiş olması ilginçtir.

      Yiyecek-içecek maddelerine hile karıştırılıp karıştırılmadığı, ölçü ve tartıların doğruluğu.. Hz. Ömer (R.A.)’in görevlilerince kontrol edilmiştir.

      İslamiyetin ilk yıllarında toplu yaşanan ve topluluk sayısı 40’ı geçen yerlerde hisbe teşkilatının kurulduğu anlaşılmaktadır. Hz. Ömer (r.a.)’in halifelik döneminde tam teşkilatlı bir müessese haline gelen hisbe, Kur'an-ı Kerîm'deki "el-emr bi'l-marif ve'nnehy ani'l münker" âyetinden ve aynı yöndeki Hadis-i Şerif’den beslenerek İslam devlet yönetimlerinin tümünde önemini korudu.

       Muhtesib Türk-İslam Sentezi içinde nasıl konumlanmıştır?

      İlk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılar ve Gaznelilerde ihtisab sistemini görmekteyiz.

      Muhtesib, hem Büyük Selçuklularda hem de Anadolu Selçuklularında devlet divanında yer almıştır.

      Tarihi kaynaklar Muhtesib’in Osmanlı devlet ve toplum düzeninde de önemli bir yeri ve etkinliği olduğunu anlatmaktadır.

      Osmanlı İhtisab kanunnamelerinde, muhtesibin “Allah neyi yaratmışsa hepsini görmek zorunda olduğu” hükmü ön plana çıkmaktadır.

      Daha Osmanlı Devleti kurulurken, Osman Gazi şura heyetine danışarak pazara kanun gerektiği hükmüne vardı ve bu doğrultuda ihtisab sisteminin temelini atmış oldu.

      Böylelikle denilebilir ki Büyük Osmanlı İmparatorluğu hisbe teşkilatıyla doğmuş oldu.

      Osman Gazi’nin koyduğu pazar vergisini içeren kanun Osmanlı’daki ihtisab müessesinin çıkış noktasıdır.

      Evliya Çelebi kaynakları Vezir-i Azam Mahmut Paşa’nın ileri gelenlerle toplanarak meyve ve sebzeye narh koyduğunu bildirmektedir.

       Muhtesibin modern manada insan haklarının bir cüzü olarak kabul edilen tüketici hakları ile ilgisi nedir?

      Osmanlı döneminde satışa sunulan sebze ve meyveye narh konulması, Birleşmiş Milletler Teşkilatınca kabul edilmiş evrensel tüketici hakları kapsamında çok önemli hakkın, “tüketicinin bilgilenme hakkı”nın gözetilmesi için satışa çıkarılan ürünlere etiket koyma ve fiyat tarifesi bulundurma zorunluluğunun tarihteki ilk sistemli uygulamasının da yine İslam devletlerinde olduğunu bildirmektedir.

      Tüketiciyi koruyan kanunlar ilk defa Osmanlılar döneminde İhtisab Kanunnameleri ile ortaya çıkmıştır.

      Osmanlı yönetim sistemi içinde muhtesibin uygulamaları ürünlere Standard getirilmesi gibi işleri de içermiştir ki bu husus da başlı başına günümüz manasında tüketici hakları açısından son derece önemlidir.

      Muhtesib, Fatih döneminde tebliğ edilen bir kanunnamede şehri yöneten 8 kişi arasında yer almıştır. Muhtesibin şehrin iktisadi ve sosyal hayatının düzenlenmesi adına böylesine önemli bir işlevi vardır.

      Öte yandan muhtesibi Osmanlı’nın esnaf teşkilatı olan ve namuslu ticaretin simgesi olan ahiliğin oluşmasında etkisi bulunan fütüvvet müessesi içinde de görmekteyiz.

      Fütüvvet kurumlarında bölgeden bölgeye farlılık olmakla beraber teşkilatlanmada kadıdan sonra muhtesib gelir. Fütüvvetin mantığında da zulüm ve kahır görmüşlere sahip çıkma ve bu yolda gözünü budaktan esirgememe gibi hususlar vardır.

      Halk adına, halkın çıkarları için çalışan muhtesibin hem gönüllü bir teşekkülün içinde oluşu, hem de öte yandan devlet idaresinde bulunuşu, tüketicinin evrensel manada ittifakla Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından henüz kabul görmüş olan “temsil edilme hakkı”nın çağlar öncesinde Türk-İslam Devlet düzeni içinde hayata geçmiş olduğuna işaret etmektedir.

      Osmanlı’nın ilk dönemlerinde her kadı tayin edilen beldeye bir de ihtisab ağası gönderilirdi.

      İhtisab ağası yani muhtesib, kadının icra memuruydu.

      Onların emrine Devlet tarafından, Yeniçeri Ocağından seçilen kul oğlanları gönderilirdi. Sadrazam, kadı, muhtesib pazar denetimine çıkacakları zaman yanlarında terazi de bulunurdu.

      Böylelikle Sadrazam’ın yanında yer alacak kadar geniş önemli bir konuma sahip olan Muhtesib, çarşı-Pazar esnafının kendi arasında ve müşterilerle ilgili ilişkilerini düzenlerdi.

      Muhtesib doğrudan cezalandırma yetkisine sahipti.

      Ölçü ve tartıda hile yapanlar anında ve yerinde zamanına göre caydırıcı yöntemlerle cezalandırılırdı.

      Yeniçeri ocağının kapatılması ile muhtesib ihtisab nazırı olarak adlandırılmaya başlandı ve ihtisab müessesesi bakanlık düzeyine yükseltildi.

      Bu şekilde muhtesib bürokratik yapılanma içinde resmen sadrazama karşı sorumlu konuma yükselmiş oldu.

      Bu dönemden sonra ihtisab nazırının emrine ihtisab neferi adında yeni görevliler tayin edildi.

      İşte bu görevliler günümüzün zabıta memurlarıdır.

      Bu nedenle, ihtisab neferlerinin faaliyetlerinin başladığı 4 Eylül 1826 tarihi, günümüz zabıta teşkilatının başlangıç tarihi kabul edilmektedir.

      Hz. Peygamber (S.A.V.)’in talimatıyla piri Hz. Ömer (R.A.) ve Şifa Bint-i Abdullah (R.A.) olan “muhtesib”in uygulamaları her yönüyle, İslam düşünce tarzının kamu düzeninin sağlanması ve özellikle tüketici haklarının korunması adına dünyaya getirdiği eşsiz yenilikleri içermektedir.